ay lav yu filmi
Sezonun en iddialı yapımları arasında gösterilen “Ay Lav Yu”nun yönetmeni Sermiyan Midyat, geçtiğimiz hafta Amerika’ya giderek filmin oyuncuları Steve Guttenberg ve Mariel Hemingway ile Devamı »
Sezonun en iddialı yapımları arasında gösterilen “Ay Lav Yu”nun yönetmeni Sermiyan Midyat, geçtiğimiz hafta Amerika’ya giderek filmin oyuncuları Steve Guttenberg ve Mariel Hemingway ile Devamı »

“X-Man”, “Olağan Şüpheliler / The Usual Suspects” gibi filmlerin yönetmeni Bryan Singer, 2001 yılından beri hayalini kurduğu kült uzay dizisi “Battlestar Galactica”yı beyazperdeye uyarlamakta bu sefer oldukça kararlı.
Edinilen bilgiye göre Universal tarafından beyazperdeye taşınmak istenilen “Battlestar Galactica”nın yönetmen koltuğuna, yaklaşık 10 yıl önce bu filmi çekmek isteyen ancak bir sonuç alamayan Bryan Singer oturacak. Singer aynı zamanda filmin yapımcılığını da üstlenecek. Filmin senaryosu ise, 70′li yıllara damgasını vuran, bilim kurgu-aksiyon türündeki dizinin yaratıcısı Glen A. Larson tarafından yazılacak.
“Battlestar Galactica” film projesi, 2004-2009 yılları arasında yapımcı Roland D. Moore tarafından yeniden televizyon dizisi olarak ekranlara taşınan “BSG-Battlestar Galactica”dan tamamen bağımsız olacak.
“Battlestar Galactica” dizisi, 80′li yılların başında ve de 90′larda olmak üzere iki defa Türkiye’de televizyonlarda yayınlanmış ve oldukça büyük bir hayran kitlesi yaratmıştı.

’İntikam soğuk yenen bir yemektir’ klişesine uygun bir hikâyeyle 2. Dünya Savaşı sırasında yaşanan çetrefilli bir öykü anlatıyor Tarantino.
Soysuzlar Çetesi
(İnglourious Basterds)
Malum faşist Nazilerden intikam almayan yönetmen kalmadı Hollywood’da… Tarantino’nun nesi eksik, fazlası bile var. ’İntikam soğuk yenen bir yemektir’ klişesine uygun bir hikâyeyle 2. Dünya Savaşı sırasında yaşanan çetrefilli bir öykü anlatıyor Tarantino. Hikâye sürprizli olduğu için fazla konuya girmeyelim yoksa yaklaşık iki buçuk saat süren filmin tadı kaçar. Fakat şunu söylebiliriz, western, savaş, macera türleri arasından öyle bir kolaj yapıyor ki Tarantino, ona yakıştırılan ’post-modern sinemacı’ tabirinin boşuna olmadığını anlıyorsunuz. Eğlencesi, aksiyonu, macerası, esprisi, geveze diyalogları ve klasikleşecek sahneleriyle bir Tarantino klasiği var karşımızda. Buyrun sinemalara…
Yönetmen: Quentin Tarantino
Oyuncular: Brad Pitt, Diane Kruger, Melanie Laurent, Christoph Waltz, Daniel Brühl, Eli Roth, Samm Levine, B.J. Novak, Til Schweiger
Tür: Tarih, aksiyon, macera
Ersin Pertan vefat etti
Film yönetmeni, sinema yazarı, senarist Ersin Pertan, beynindeki rahatsızlık nedeniyle tedavi gördüğü İstanbul Amerikan Hastahanesi’nde yaşamını yitirdi. Ekim 2009′da yeni filmi Mazi Yarası’nı gösterime sokmaya hazırlanan Pertan 66 yaşındaydı
Devamı »
Engin Günaydın, ilk filmi ‘Vavien’ için motor dedi.
Tokat’ın Erbaa ilçesinin Alçakbel Yaylası’nda yaklaşık 3 gün geçiren set ekibi bir hafta gecikmeli olarak film çalışmalarına başladı. Filmin ilk seti trafiğe kapatılan İstiklal Caddesi’nde tek katlı bir evde çekilmeye başladı.
Oldukça kalabalık bir kadro ile çalışmalara başlayan ekibin basın mensuplarına kapılarını açması bekleniyor. Elektrik dünyası, elektrik akımı, elektrik açma-kapatma gibi kavramları içinde barındıran filmde insanların birbirleri arasında kurduğu enerji işleniyor. İlk başta gerilimle başlayan içinde komediyi de barından filmin çekimlerinin bir ay sürmesi bekleniyor
Jennifer Aniston yeni bir romantik komediyle karşımıza çıkmaya hazırlanıyor.

Hollywood’un güzel yıldızı Jennifer Aniston, daha önce rol aldığı “Rumor Has It” ve “Along Came Polly” gibi romantik-komedi türündenki filmlerin ardından yeniden bu türde olacak olan bir filmin daha oyuncu kadrosuna dahil oldu. Buna göre Aniston, 2010 yılında vizyona girmesi planlanan “Pumas” isimli filmde başrolde olacak.
Yönetmen koltuğuna Wayne McClammy’in oturacağı “Pumas” ın senaryosuna ise, Melissa Stack imzasını atacak. “Pumas”, genç erkeklerle macera yasamak isteyen 30 yaslarındaki iki kadının Fransa’ya kayak tatili yapmaya gitmelerini konu alıyor.
Son olarak “He’s Jut Not That Into You”, “Marley & Me” ve “The Break Up” filmleri ile beğeni toplayan Aniston, aynı zamanda bu sene vizyona girecek olan romantik-dram türündeki “Love Happens” ve “Brand New Day”inde oyuncu kadrosunda bulunuyor.
Aniston’un rol alacağı bir başka romantik komedi “The Baster” isimli film ise, 2010 yılında vizyona girecek.
Bugün idrak ettiğimiz ekonomik krizin karşılaştırıldığı Büyük Buhran döneminde geçen Halk Düşmanları’nın ana karakterlerinde Johnny Depp, Christian Bale ve Marion Cotillard’ı izliyoruz. Bir yandan da FBI’da ne kadar hisli çocukların çalıştığına tanıklık ediyoruz.
Yapımcılar listesinde de adı geçen Michael Mann bugünleri öngörmüş müydü bilmiyorum ama Public Enemies (Halk Düşmanları) konusu itibarıyla fazlasıyla ilgi görebilecek bir film. Çünkü 1920’lerin sonunda baş gösteren ve yaklaşık on yıl boyunca Amerikan “halkının” deyim yerindeyse anasını ağlatan ekonomik kriz sırasında banka soygunlarıyla ünlenen ve devlet gözünde bir numaralı “halk” düşmanı, anası ağlayan halkın en azından bir kısmına göre ise modern Robin Hood olan John Herbert Dillinger’i (Johnny Depp) anlatıyor. Ne var ki filmin, işlediği dönem ve konunun vaat ettiklerinin çok gerisinde kaldığını söylemek sanırım haksızlık olmayacaktır.

Halk Düşmanları’nın en büyük handikaplarından biri, bir iskeletinin, omurgasının ya da odağının olduğu izlenimini verememesi. Bir filmin iyi olması için böyle bir şart tabii ki yok ama burada hem konu başka türlü olmasına pek izin vermiyor hem de anladığım kadarıyla yönetmen filmin omurgasız olması üzerine kurmamış planlarını. Herkesin harcı olmasa da serbest çağrışım ya da sayıklama metoduyla bile böyle bir film yapılabilir. Ancak belli ki Mann önü sonu belli bir hikayeyi beyazperdeye taşımak istemiş yalnız ortaya pek de öyle bir şey çıkmamış. Örneğin Dillinger’in düşman mı dost mu olduğuna yönelik tartışma için çok önem arz eden halkın sefaletini anlatan resimler filmde neredeyse hiç yok. Ya da mesela Dillinger’in “halk”la ilişkisine dair de akılda kalıcı bir kare bulunmuyor.
Ama bir alanda filmin hakkını vermek lazım. Amerikan Federal Soruşturma Bürosu’nda (FBI) çalışan insanların ne kadar hisli, ne kadar insancıl olduklarını çok iyi veriyor. Bu bağlamda iki örnek çok öne çıkıyor. Dillinger’i ortadan kaldırmakla görevlendirilen ve ona gelene kadar da sanırım epey bir insanı tırpanlayan gözü pek FBI Azrail’i Melvin Purvis (Bale) her katlin ardından kurbanına melul mahzun bakıyor. Purvis’in bakışlarını görüp de onun ya da patronlarının içinde zerre kadar bir kötülük olduğuna inanmak epey zorluyor insanı. Zaten film bittiğinde perdeye yansıyan bir notta, çok sonraları da olsa Purvis’in intihar ettiğini öğreniyoruz. Vicdanlı profesyonel tabii.
BYE BYE BLACKBIRD
FBI’da ne kadar duygu dolu insanların çalıştığına ikinci örnek ise Dillinger’in avlanmasından (film, sonu belli bir adamın hikayesi olduğuna göre bu kadarını yazmakta sakınca görmüyorum) sonra aktarılıyor. Purvis’le omuz omuza avlananlardan Charles Winstead (Stephen Lang) sokakta eğilip Dillinger’in fısıltı halinde çıkan son sözlerine kulak veriyor. Efkarlanıyor. Sonra da Dillinger’in hapiste olan sevgilisi Billie Frechette’ye (Cotillard) ziyarete gidip ona emaneti teslim ederek ne kadar hakikatli bir insan olduğunu gösteriyor. Winstead’e göre Dillinger son nefesinde sevgilisi Billie’ye, tanıştıkları mekanda çalan ünlü şarkıyla veda etmişti: “Bye bye blackbird.”
Belki de çoğu kimse Halk Düşmanları’nın bir Robin Hood’u nasıl anlattığını merak ederek izlemek isteyecek. Uyarmak boynumun borcu. Filmde FBI da en az Dillinger kadar insanileştiriliyor.

Harry Potter serisinin altıncı filmi Harry Potter ve Melez Prens, gösterime girer girmez tüm zamanların rekor gişe hasılatını da yaptı.
Dünyanın bir çok ülkesinde aynı anda gösterime giren film 18 milyon dolarlık hasılatıyla giriş yapan Batman serisinin son filmi Batman: Kara Şövalye, Star Wars Bölüm 3:Sith’in İntikamı filminin 17 milyon dolarlık gişe rekorlarını geride bıraktı.

Film Türkiye’de de 15 Temmuz Perşembe günü gösterime girdi. Harry Potter ve Melez Prens’i Türkiye’de ilk günde 55 bin 932 kişi izledi.

Ankara Sinema Derneği Başkanı Ahmet Boyacıoğlu’nun ilk uzun metrajlı filmi Siyah- Beyaz’ın çekimleri Ankara’da devam ediyor. Kadrosunda Tuncel Kurtiz, Taner Birsel, Erkan Can, Nejat İşler, Şevval Sam, Derya Alabora ve Rıza Sönmez’in yer aldığı filmin çıkış noktası Ankara’da 25 yıldır açık olan “Siyah Beyaz Bar” ve onun müdavimleri.
Çekimleri beş haftalık bir süreçte tamamlanacak filmin, 2010’un ilk aylarında gösterime girmesi planlanıyor.

Filmin konusuna gelince; Fırtınalı bir hayat yaşamış ama 70 yaşına gelmesine karşın hala durulmamış, ideallerine bağlı bir ressam (Tuncel Kurtiz); kalp krizi geçirdikten sonra işini bırakan, sümüklü böcek besleyip sakin bir yaşam sürmeye çalışan bir avukat (Erkan Can); mesleğini yapmaktan sıkılmış, üstüne bir de karısı tarafından terk edilmiş bir doktor (Nejat İşler); hayata karşı tek başına direnen, yalnızlığı bir yaşam tarzı haline getirmiş bir iş kadını (Şevval Sam); SİYAH BEYAZ da onların sığınabilecekleri son liman… Barın sahibiyse kimseye taviz vermeyen, sinirli, alıngan ama dünya tatlısı bir insan olan Faruk (Taner Birsel).