Muharrem’deki Alak, Şevval’de bir bebek olarak karışır aramıza… Doğuma doğru son on günler birer kadir geceleridir, şafakla beraber ihram’ından çıkar bebek…

Ve… Muharrem, tarih kitabının Fatihası; Muharrem bir ‘tekrarlanan onikili’…

Muharrem: Hürmete Layık

Muharrem, Kurban Bayramı ve hac ibadetinin kendisinde gerçekleştiği Zilhicce’den sonra gelen, Sevgili Peygamberimizin “Şehrullah: Yani, Allah’ın Ayı” diye nitelendirdiği kutlu ay…

Bize böyle belletti ilahi öğreti… Barış olmalıydı… Savaşa son verilmeliydi… Kan dökülmemeliydi… İnsanlar kucaklaşmalı, her halde kardeş olduklarını hatırlamalıydılar. Aynen Müminlerin emîri Hz. Ali (r.a)’nin buyurduğu gibi… “Ya dinde kardeş… Ya yaratılışta…”

Ve nitekim öyle de olmuştu… O şanlı rehber Rasûlullah (s.a.s.)’ın bütün söz ve filleri de buna canlı tanıktı… İslam’ın gelişi ile barış genel bir prensip, savaş ise saldırıya maruz kalma ve tebliğe engel olunması hallerine has, zorunlu bir durum haline geldi…

Öyle bir aydı ki mah-ı Muharrem; o aya Mekkeli müşrikler dahi bir yere kadar hürmet ediyor, o zaman diliminde biraz olsun savaşa ara veriyorlardı…

Muharrem: Yepyeni Bir Yıl

Muharrem, kamerî ayların ilki… Yepyeni bir yıl… Hicrî yıldönümü… Tevhit inancının kalplerde kökleştiği, kalplerden ve gönüllerden, bir toplumun bütün hayatına nüfûz etmeye adım attığı mübarek bir ay…

Hicret bir miladdı… Bu kutlu yolculuk, hicretten 17 yıl sonra Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Hz. Ali’nin teklifiyle hicrî takvimin başlangıcı olarak kabul ediliyor, Muharrem de bu takvimin ilk ayı oluyordu…

Hicret; Allah’a ve O’nun Peygamberine candan bağlılığın ifadesi… Kardeşliğe açılan yolculuğun öyküsü… “İyiliği emredip, kötülüğü nehyetme” eylemini gerçekleştirebilme… Gönüllerde başlayıp gönüllerde biten bir duygu iklimi…

Kötülüklerden, fenalıklardan ne zaman uzaklaşıp Rabbimize hicret etmeyi başarırsak işte o zaman hicret takvimimiz işlemeye başlayacak…

10 Muharrem: Aşure Günü

Aşure… Muharrem ayının onuncu günü…

Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki:

“Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Allah’ın değer verdiği ay olan Muharrem ayında tutulan aşure orucudur…”

“Aşure günü orucunun, bir önceki yılın günahlarına keffaret olmasını Allah’tan umarım.”

Hazreti Aişe (r.ah) İslam öncesinde, Mekke halkının oruç tutmakta olduğu aşure gününde peygamberimizin de oruç tuttuğunu bildirmekte… Allah Rasulü Medine’ye hicret ettikten sonra da bu orucu tutmuş ve müminlere de onuncu günü ile birlikte, bir gün öncesi veya sonrası ile oruçlu olmalarını tavsiye etmiş…

Aşure günü tarihte bazı olayların meydana geldiği rivayet edilir:

Nuh (a.s.)’un gemisinin tufandan kurtulup Cudi dağının tepesine oturması ve inkarcıların da bütünüyle yok olup gitmesi, Hz. Adem (a.s.)’in tevbesi, Hz. İbrahim (a.s.)’in ateşten kurtulması ve Hz. Yakub (a.s.)’un oğlu Hz. Yusuf’a kavuşması, Hz. Musa ve İsrail oğullarının Firavun’un zulmünden kurtulması vs.

Ortak Tat: Aşure

Muharrem ayına mahsus güzelliklerden birisi de, uzun yıllardır yaşattığımız aşure tatlısı geleneğidir. Milletimiz komşularına, dost ve akrabalarına yılda iki defa güzellik dağıtır: Birisi kurbanda et, ikincisi de aşurede tatlı…

Aşure paylaşmanın, dayanışmanın, birlikteliğin ve sevginin ifadesi, bolluk ve bereketin simgesi…

Aşurenin bu mecazî anlamı toplumumuz için bugün her zamankinden daha fazla önem taşımakta… Bilindiği üzere Hz. Nuh’un gemisinde her canlıdan bir çift vardır. Bunların her biri ötekinden farklılığını ortaya koyarak asgari müşterekte birlikteliğe ve bütüne katkı sağlayarak tufandan kurtulur; tıpkı aşure aşında bir araya gelen farklı bakliyat, meyve, tatlı ve tuzluların farklılıklarının aynı vasata-ortak tada katkı sağlamaları gibi…

Muharrem: Hüseyn-i Kerbela’yı Elvan Eden Gün

Yıllardan 680, aylardan Muharrem…

“Yıllar geçiyor ki ya Muhammed, Aylar bize hep muharrem oldu!

Akşam ne güneşli bir geceydi, Eyvah o da leyl-i matem oldu.”

Mehmet Akif doksan sene önce yazdığı, “Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi” isimli şiirine bu beyitler ile başlar.

Alvarlı Efe Hazretleri de:

“Bu gün mah-ı Muharremdir, muhibb-i hanedan ağlar.

Bu gün eyyam-ı matemdir, bu gün ab-ı revan ağlar.

Hüseyn-i Kerbela’yı elvan eden gündür.

Bu gün Arş-ı muazzamda olan ali divan ağlar..” diyerek hüznünü ifade eder.

Muharrem… hüzün gecesi… Kerbela… Hz. Hüseyin’in şehadeti… Onun siyasî ihtiraslar uğruna acımasızca şehit edilmesi, peygamberimizi ve onun ehl-i beytini seven müminleri derinden yaralamış, mümin kalpler yanmış, asırlar geçse de bu yangın ve gözyaşları dinmemiştir…

Fırat’ın yanı başında… Suyun akış sesini duyup dururken… Kuşatılmışlık içinde susuzluk çeken mazlum bir kafile…

Hazret-i Hüseyin… Hazret-i Ali ile Hz. Fatıma’nın küçük oğlu; Rasulullah (s.a.s.) Efendimiz’in sevgili torunu… Peygamberimiz’in, ağabeyi Hasan’la beraber dünyanın iki çiçeği, ahirette de, “cennet çocuklarının efendileri” diye övdüğü ve “Allah’ım, ben onları seviyorum, Sen de sev!” diye haklarında dua ettiği, adını bizzat kendisinin koyduğu ciğerparesi…

Ve yakınları… Kadınlar, çocuklar… Bir şiddet günü ki, asırlardır yürek kanatır. Aylar ve yıllar geçtikçe daha çok yaktı bağırları Hz. Hüseyin’in aşkı… Çocuklara, ona olan sevgiyle Hüseyin adı verildi. Hattatlar onu yazdı, kalem ağladı, mürekkep ağladı. Nakkaşlar yazılanları renklerle taçlandırdılar. Fırça ağladı, renk ağladı. Ve onun kan damlalarıyla sulanan topraklarda insanlar mekan tutmaya başladılar. Çöller hayat buldu, Hüseyin aşkıyla yeşillendi, imar oldu. Çöl ile birlikte gönüllerdeki sevgi de çoğaldı ve Kerbela önce bir kasaba, sonra Hüseyin sevgisiyle ruh ve kültür oldu. O aşk ki, Kerbela’nın taşına, tuğlasına şekil verdi, kubbesine, yapısına estetik oldu. Meşhedü’l-Hüseyn’e Mimar Sinan’ın usta çizgileri ve Matrakçı Nasuh’un bakışı yansıdı… Camisini, Sultan III. Murat’ın valisi Ali Paşa yaptırdı, türbesini Necip Paşa eliyle Sultan Abdülmecid onarttı. “Hadikatü’s-Suada” adıyla kitabını Fuzulî yazdı, ağıtını Kazım Paşa…

“Düştü Hüseyn atından sahra–yı Kerbela’ya

Cibrîl var haber ver Sultan-ı Enbiyaya.”(Cebrail! Var Nebiler sultanına tez haber ulaştır ki, Hüseyin atından düştü, bedeni Kerbela toprağına bulandı.)

Hz. Hüseyin şehit oldu… Onun şehadetini anlatan, bu hüznü dile getiren, ehl-i beyt sevgisi ile dolu gönüllerden süzülüp gelen duyguların kağıda dökülmüş manzumeleri olan, “Maktelü’l-Hüseyin”adında nice mersiyeler yazıldı. Gözyaşını kullar döktü ve kumlar kuruttu…

Yıl 2009 ve aylardan yine Muharrem… Kerbela’da kan, Kerbela’da gözyaşı… Yetim çocuklar ve acılı kadınlar…

Yaşanmış ve geri dönüşü olamayan bu müessif hadiseyi yeniden düşünmek gerek… Muharremi yeniden anlamak ve anlamlandırmak gerek…

Ortak tadımızı bozacak, pişmiş aşımıza su katacaklara tek yürek olarak direnmek gerek…